This is default featured post 1 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured post 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured post 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured post 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

This is default featured post 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.

sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2023 Çarşamba

Kalbe zararlı yiyeceklerin sağlıklı alternatifleri.


 Hem sağlıklı hem kalbe faydalı alternatif yiyecekler.

Kanadalı kardiyolog, insanların çokça sevdiği hamburger, kızarmış tavuk, cips, yumurtalı ekmek ve dondurmanın yerine geçebilecek 5 yiyeceği açıkladı. 

 Kanadalı Kardiyolog kalp düşmanı 5 yiyeceğin alternatiflerini sıraladı.

Gözaltı morluklarına çare ne?

Kahvenin içine tereyağı eklenirse ne olur?

28 Ocak 2023 Cumartesi

Grip ve soğuk algınlığına hangi çorba iyi gelir?

 Grip ve soğuk algınlığına hangi çorba iyi gelir?

Soğuk Algınlığı İçin Çorbalar - Yemek Çorba Tarifleri


Baklalı Tarhana Çorbası

Toz Zencefilli Ballı Limonlu Grip Çayı

Yalancı Kelle Paça Çorbası

Arpa Şehriyeli Tavuk Çorbası

Kıymalı Tarhana Çorbası

Ballı Zencefilli Ihlamur.

Limonlu Ihlamur Çayı

Sebzeli Köy Tavuğu Çorbası

Gribe ne iyi gelir Canan Karatay?

Canan Karatay, yaz sebzelerinin kışın tüketilmemesi gerektiğini söyleyerek bağışıklık sistemini güçlendirmek için lahana, brokoli, karnabahar, kereviz, turp, ev turşusu, soğan ve karnabahar yenmesini önerdi. Kış sebze ve meyveleri havaların soğumasıyla pazar tezgahlarına indi.

Google Gribe ve soğuk algınlığına ne iyi gelir aramalar

Google gribe ne iyi gelir Videolar

Google gribe ne iyi gelir Haberler

Google gribe ne iyi gelir

Google gribe hangi çorba iyi gelir Aramalar

Google gribe hangi çorba iyi gelir Videolar

5 Ekim 2022 Çarşamba

Kuru öksürüğü şıp diye ne keser?


Öksürüğe Ne İyi Gelir? Kuru ve Balgamlı Öksürük Nasıl Geçer ...



Ayrıntılar için haberi görüntüle










28 Ağustos 2022 Pazar

Kinder'den sonra Oreo'da da salmonella şüphesi

3 üretim sahası kapatıldı (Salmonella nedir, nasıl bulaşır?)









23 Ağustos 2022 Salı

Şeker hastalığının kökünü kurutuyor.İlaçsız iğnesiz.

Şeker Hastalığının Kökünü Kurutuyor, İlaca Ameliyata İğneye Gerek yok


It dries out the root of diabetes. No drugs, no needles!






16 Eylül 2021 Perşembe

Tek bir tanesi bile öldürebilir

Karadeniz'de mantardan zehirlenme vakalarında artış yaşanıyor. Son 10 günde Trabzon, Ordu ve Gümüşhane'den 15 kişi hastaneye başvurdu. Uzmanlar, tek bir mantarın bile öldürücü etkisi olabileceğini belirtti.






Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Doktor Öğretim Üyesi Aynur Şahin, son dönemde özellikle mantar kaynaklı zehirlenmelerde büyük artış görüldüğünü bildirdi.

KTÜ Farabi Hastanesi Başhekimliğinden yapılan açıklamaya göre, yaylada topladıkları mantarı yiyen Tahsin Bakırtaş, eşi ve kızı rahatsızlandı.

Ambulansla Araklı Bayram Halil Devlet Hastanesine kaldırılan Bakırtaş, eşi ve kızı, buradaki müdahalenin ardından KTÜ Farabi Hastanesi Toksikoloji Bölümüne sevk edildi.



Bakırtaş ailesinin 3 üyesi de burada yapılan tedavilerinin ardından sağlıklarına kavuştu.

Tahsin Bakırtaş, hastanede en son halüsinasyon gördüğünü hatırladığını belirterek, "Sonrasında kendimi kaybetmişim. Gözlerimi açtığımda etrafımdaki sağlıkçıların hummalı çalışmasından ne kadar ciddi bir süreç atlattığımı fark ettim." ifadesini kullandı.



"TEK BİR ZEHİRLİ MANTAR YETİŞKİN İNSANI ÖLDÜREBİLİR"



“Mantarlar gerek lezzetli olmaları gerek protein oranlarının yüksek olması gerekse doğada ulaşılabilirliğinin kolay olması ile birlikte oldukça insanları cezbetmektedir" diyen Şahin "En önemli sorun doğadan toplanan mantarların aynı zamanda öldürücü derecede zehirli olma ihtimali ve her yıl dünyada çok sayıda ölüme sebep olmasıdır. Mantarlar ılıman ve nemli iklimleri sevdiklerinden dolayı Karadeniz Bölgesi yabani mantarların yetişmesi açısından en uygun iklime sahip olan bölgedir ve zehirlenmelerin önemli bir oranı yağışların daha fazla olduğu bahar ve sonbahar aylarında görülmektedir. Zehirli mantarların toksinleri; ısıya, pişirmeye, dondurulmaya ve kurutulmaya dayanıklıdır. Tek bir zehirli mantarın bile yetişkin bir insanı öldürebilecek toksine sahip olma potansiyeli bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

5 Eylül 2021 Pazar

Aşısızlar Dikkat.PCR testi zorunlu oldu.

Birçok alanda aşı olmayanlara PCR test zorunluluğunun getirilmesiyle, aşı olmayanlar hastanelerin yolunu tuttu. Diyarbakır'da da hastanelerde yoğunluk oluşmaya başladı.

İçişleri Bakanlığı'nın genelgesine istinaden aşısız veya hastalığı geçirmemiş kişilerin özel araç hariç uçak, otobüs, tren veya diğer toplu ulaşım araçlarıyla gerçekleştirecekleri şehirlerarası seyahatler için negatif sonuçlu PCR testi uygulamasının ardından vatandaşlar, hastanenin yolunu tuttu.


'AŞI YAPMAMIŞ OKUL PERSONELLERİ PCR TESTİ YAPMAK ZORUNDA'
Dr. Karakoç, İçişleri Bakanlığı'nca 81 ilin valiliğine gönderilen genelgeyi hatırlatarak başta öğretmenler olmak üzere eğitim personeli, kantin çalışanları ile servisleri şoför ve rehber personeli gibi öğrencilerle bir araya gelecek görevlilerden aşı olmamış ya da daha önceden hastalık geçirmemiş olanlardan, haftada iki kez PCR testi isteneceğini belirterek "PCR testi sonuçları, okul idareleri tarafından gerekli işlemler yapılmak üzere kayıt altında tutulacak" dedi.

24 Nisan 2021 Cumartesi

Major depresyon nedir? Belirtileri nelerdir?

Majör Depresif  ÇevresineTehlike arzeder mi?



Sürekli umutsuzluk ve çaresizlik hissi, majör depresyona (diğer adları: klinik depresyon, majör depresif bozukluk) sahip olduğunuzun bir işareti olabilir.







Anne veya babası majör depresyon yaşayan bir kişinin hayatının bir döneminde majör depresyonla karşılaşma riski yüksektir. Ama aile geçmişinde majör depresyon hastası olmayan biri de, majör depresyonu tecrübe edebilir.



Majör Depresyon Nedir?

Majör depresyonu karakterize eden belirti kişinin herhangi bir şeyden tat alma yeteneğinin neredeyse tamamen kaybolmasıdır. Sıklıkla uyku ve iştah zorlukları ortaya çıkar. Konsantrasyon ciddi bir problem hâline gelebilir.



Birçok insan hayatlarının bir döneminde üzgün ve çaresiz hissedebilir. Ama majör depresyonda bu hislerin, depresif ruh hâlinin ve ilgi kaybının günün büyük kısmında (özellikle sabahları) görülmesi ve bunların da en az iki hafta boyunca devam etmesi gerekir.





Majör depresyonu oluşması için illa ki bir sebep gerekmez. Birdenbire ya da yavaş yavaş ortaya çıkabilir. Güçsüz hissetme ya da hayatın gidişatında kontrolü elinde bulunduramama gibi nedenlere bir tepki olarak da oluşabilir.



Majör depresyon şu belirtilerle teşhis edilir:



Neredeyse her gün bitkin hissetme ya da enerji kaybı.

Neredeyse her gün değersiz ya da suçlu hissetme

Konsantrasyonun bozulması ve kararsızlık

İnsomniya (uyuyamama) ya da hipersomniya (aşırı uyuma)

Neredeyse bütün aktivitelere ilginin kaybolması ya da bunlardan hiç zevk almama (anhedoni de denilen bu belirti diğer belirtilere göre majör depresyonu işaret etmede daha belirleyicidir)

Dinlenememe ya da yavaş hareket etme, yavaş düşünme

Ölüm ve intihar düşüncelerinin sürekli gelmesi

Ciddi oranda kilo kaybı veya kilo alma (toplam vücut kitlesinin %5’i kadar)



Kadınlar Majör Depresyona Daha mı Yatkındır?

Kadınların majör depresyona yakalanma riski erkeklerin neredeyse iki katıdır. Ergenlik çağında, regl döneminde, hamilelikte, düşük yapmada ve menapozdaki hormonal değişiklikler majör depresyon riskini artırabilir.



Erkeklerde Major Depresyon İşaretleri Nelerdir?

Erkeklerdeki depresyon önemli ölçüde az kayıtlara geçmektedir. Majör depresyondan muzdarip erkekler çok daha az yardım aramaktadırlar. Hatta bu durumdan etraflarındaki insanlara bahsetmeyebilirler.



Erkeklerdeki depresyon işaretleri çabuk öfkelenme, genel sinirlilik, uyuşturucu ya da alkol bağımlılığı (bu maddelerin kullanımı depresyonun sonucu olabileceği gibi, depresyona da sebebiyet verebilirler) olabilir. Duygularını bastırma kendilerine veya başkalarına yönelik şiddetli davranışlara neden olabilir. Ayrıca hastalık, intihar ve hatta adam öldürmeyle sonuçlanabilir.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Alman topmodellen Als'ye çıplak destek


Alman Top Model Micaella Schaffer, Berlin'de Sokak Ortasında neredeyse çırılçıplak Soyunup bir Kova Buzlu Suyu ALS Hastalarına Destek verme Amaçlı Kafasından Aşağı döktü...

Geçtiğimiz Dönemlerde de Türkiye'ye gelerek bazı çalışmalara İmza attan Almanya'nın en tanılan Top Modellerinden Micaella Schaffer, ALS Hastalarına Destek verme amaçlı ilginç bir yöntem kulandı. 

Sokak Ortasında çırılçıplak Soyunup bir Kova Buzlu Suyu ALS Hastalarına Destek verme Amaçlı Kafasından Aşağı döktü.

6 Eylül 2013 Cuma

Yaşlanmayı durdurmanın 10 yolu nedir?

Yaşlanmayı geciktirmek ve sürekli genç görünmek elinizde. Üstelik gençlik iksiri için para harcamanıza da gerek yok. Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa’nın önerilerine kulak vererek yaşlanmanın ve yaşlı görünmenin önüne geçebilirsiniz.

1.TATLI YEMEYİN

Amerikalılar yılda 68,04 kg şeker tüketir bu da toplam kalorimizin % 18’ine denk gelir. Bunun obeziteden, tip2 diabete kadar birçok sağlık sorununa yol açtığı bilinir. Fazla güneşte kalmak ve sigara içmek kadar kırışıklıkların oluşmasına da sebep olur. Şeker, elastin ve kollajendeki proteinlere saldırarak glikasyon denilen bir sürece ve cildin daha yaşlı görünmesine sebep olur. 35 yaş ve sonrasında aşırı şeker tüketimi kaynaklı yaşlanma etkileri hızla gözlemlenir.

TAVSİYE: Hergün 25 gram şeker tüketimi ile kendinizi sınırlayın. Lif şeker emilimini azaltır. Örneğin portakal ve portakal suyu arasındaki fark gibi. Portakal suyu kola kadar şeker içerir. Şeker ihtiyacı arttığında ki bu da genellikle susadığınızda olur, tatlı bir şey yerine bir bardak su veya maden suyu içmeyi tercih edin. Eğer bu işe yaramazsa bir parça siyah çikolata veya böğürtlen/çilek tüketebilirsiniz.

2. SEVMEDİĞİNİZ İŞTE ÇALIŞMAYIN

Haz almadığınız, çok çalışmak zorunda kaldığınız işler yoğun stres nedeni ile kalp hastalıkları veya yaşlanma riskini arttırır. Aşırı iş temposundan kaynaklı uzun süreli kronik stres aynı zamanda beynin işlevselliğini de azaltır.
TAVSİYE: Eğer stres ortamınızı değiştiremiyorsanız (zor bir patron, yoğun seyahat programı, iş yükü gibi) sizi mutlu edecek şeylerin bir listesini çıkarın. Sevgilinizle bir öğlen yemeği veya en sevdiğiniz çayı gününüzün içine ekleyebilirsiniz. İşinizden şikayetçi olmak ve stres, sizi daha kötü bir ruh haline sokabilir. Sizi mutsuz eden düşüncelere karşı, pozitif düşünerek, şikayetlerinizi azaltabilirsiniz. İmkanınız varsa sadece sevdiğiniz işi yapın.

3. KIZARTMA, IZGARA, KAVURMA VE KONSERVEYE DİKKAT

Vücutta protein ve şeker arasındaki reaksiyonların en sonunda AGE (ileri glikasyon son ürünleri) olarak adlandırılan yapışkan tortular oluşur. Bunlar komşu protein iplikleri arasında anormal çapraz bağlar geliştirerek bu proteinleri daha az elastiki/esnek yapar ve normal işlevlerini kısıtlar. Yaşlı derinin kırışıp, sarkmasından Alzeimer’a kadar birçok hastalığa sebep olur.
Kızartma, karamelleşme, ızgara, kavurma, işlenmiş ve konserve işlemi sırasında ısıtılan gıdalar AGE oluşturur. AGE inflamasyon ve oksidasyonu artırabilir yaşlanma, kalp, beyin, kemik ve eklem, böbrek, insülin direnci, anemi ve cildi etkileyen yaşa bağlı hastalıkların temel nedenidir.

TAVSİYE:  AGE tüketimini azaltmak için en iyi şey mümkün olduğunca çiğ yemektir. Yiyecekleri su bazlı yöntemle (buharda veya kaynatma) ile pişirin veya sirke, limon suyu ile pişirmeden önce marine  edin. Antioksidan ve anti-inflamatuar gıdalar tüketmek AGE’nin neden olduğu inflamasyon ve oksidasyonu azaltmaya yardımcı olur. Çilek, tatlı patates ve yeşil yapraklı sebzeler tüketin.


4. DİRENÇLİ SPOR EGZERSİZİ YAPIN
Kadınlar 30 yaşından sonra her on yılda bir kas kütlelerinin yaklaşık %5’ini kaybederler. Bunu tersine çeviren tek şey dirençli spor egzersizidir. Bu tarz egzersizlerin kas kitlenizi artırabileceği yapılan çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Kuvvetlenme antrenmanı, kemik yoğunluğu, enerjinizi arttırmak ve güç için harikadır. Aynı zamanda metabolizmayı çalıştırır, dengeyi arttırır ve kalp için de iyidir. Daha fazla kas tonusu daha az sarkık deri anlamına gelir.
TAVSİYE: Haftada 3 kez 20 dakika boyunca kendi vücut ağırlığınızla, dambıllarla ve dirençli bantlarla  egzersiz yapın. Egzersiz programınıza haftada 5 gün kardio antrenmanı eklemeyi unutmayın. Tabi ki önce doktor kontrolünden geçmeyi ihmal etmeyin.

5.DELİKSİZ 7 SAAT UYUYUN

Düzenli uyku uyumak bir lüks değil, tıbbi bir ihtiyaçtır. Uykusuzluk kortizol (böbreküstü bezinden salgılanan bir hormon) eksikliğine yol açar. Vücudumuzun iç ve dış görünümünü etkiler. Tutarlılık da anahtarıdır: 2011 yılında yapılan bir araştırmaya göre, 5 yıl süreyle çok az uyku uyumak,  kavrama yeteneğinde azalmaya ve bulunduğunuz yaştan dört ila yedi yıl daha yaşlı bir algıya eşdeğer çıkmıştır.

TAVSİYE: Gecelik kesintisiz 7 saat sağlam uykuda vücudun kendini tamir etmesi mümkündür.  İyileşme, hafıza, cilt esnekliği, normal kortizol düzeyi ve metabolizma için önemlidir. Aynı uykuyu devam ettirmek ve uykuyu teşvik için oda sıcaklığını sabit bir derecede tutmak gerekir.  Melatonin üretimini sağlamak için kedi otu çayı veya ekşi vişne suyu doğal uyku yardımcılarıdır. Gerginlik ya da bacak uyuşması geceleri devam ederse,  1-2 çay kaşığı magnezyum sitrat tozunu su veya meyve suyu ile karıştırarak için, kaslarınızı gevşetmeye yardım eder.

6. YAĞI AZALTIN

Kadınlar genellikle ilerleyen yaşlarda diyet yaparken yağı azaltmaya çalışır ama omega-3 yağ asitleri gibi iyi, sağlıklı yağlar, cildi esnek tutar, beyin sağlığını arttırır, kalbi güçlendirir, diyabet ile mücadele eder ve ömrü uzatır. Omega-3’ü azaltmak yaşlanma sürecini hızlandırır, hücresel inflamasyonu artırır ve organda fonksiyon bozukluğuna yol açar. Ayrıca cildinizin, daha fazla tahriş olmuş, daha az parlak ve yaşlı görünmesine neden olur.

TAVSİYE: Daha fazla sızma zeytinyağı, badem, avokado ve vahşi somon gibi yağlı balık tüketin ama omega-6 bakımından zengin bitkisel yağlardan (mısır, soya, ayçiçeği) kaçının ve doymuş yağ bulunan tereyağı ve peyniri sınırlayın. Günlük 2 1/2 gram DHA ve EPA omega-3 gereklidir, bir çorba kaşığı balık yağı veya balık yağı vitamin takviyesi alabilirsiniz.

7.DURUŞUNUZU DÜZELTİN

İnsanlar 40 yaşından sonra her 10 yılda 1 santimetre boy uzunluklarından kaybeder. Sırtın yuvarlaklaşması, bel ağrısı, başın öne doğru pozisyonlanması yaş ile alakalı en tipik postür bozukluklarıdır. Yanlış şekilde oturmak, ayakta durmak, eğilmek sadece daha yaşlı görünmenizi sağlamakla kalmaz aynı zamanda fiziksel hasarlarda oluşturur. Eğer otururken veya ayakta dururken kemiklerin diziliminde bir aksaklık var ise, kaslarımız fazla çalışmak zorunda kalır ve bu da eklemlerinizi güçsüzleştirir. İyi bir postür sağlıklı görünmenize, güçlü ve esnek kalmanıza, ağrılardan kurtulmanıza, enerjinizi yükseltmeye, daha sakin ve hareketli kalmanıza yardımcı olur.

TAVSİYE: Otururken kalçanızın sert yüzeye temas ettiği kemikli kısımların üzerine oturun. Ayakta dururken, çenenizi geriye doğru çekin,  ağırlığınızı topuklarına doğru aktarın, her iki omzunuzu geriye ve aşağıya alın, başınızı çenenizi çok fazla kaldırmadan geriye doğru alın. Eğilirken ise kalça ve diz ekleminizden eğilin belinizden değil.

8- BOL BOL SEKS YAPIN

Faal olmak daha mutlu olmanıza, daha güçlü bir bağışıklık sistemine, iyi bir dolanım sistemine sahip olmanıza, daha fazla kalori yakmanıza ve hatta  sekiz yıl daha uzun yaşamanıza sebep olur. Seks kas tonusunu ayarlar, sizi daha fit ve genç gösteren büyüme hormonunun üretimini arttırır. Seks sırasında salınan kimyasallar stresi azaltır ve enerjinizi arttırır, böylelikle daha mutlu bir ruh haline sahip olmanızı sağlar.

TAVSİYE: Amerikalı çiftler haftada ortalama 2 kere seks yapar, fakat daha önemli olan kısım çiftlerin bu sıklıktan tatmin olmasıdır. Planlanmış seks sizin cinsel isteğinizi başlatmaya yardımcı olabilir. Libidonuzu yükseltmek için 4 hafta boyunca günde 3 kere 10’ar kez Kegel Egzersizlerini(pelvik taban kaslarını kuvvetlendiren egzersiz grubu) yapmayı deneyin.

9.GÜNEŞ KREMİNİ UNUTMAYIN

Tabi ki çok fazla güneşin en ciddi sonucu deri kanseridir ama aynı zamanda kırışıklık, güneş lekeleri, kılcal damarlarda çatlama, kuru ve donuk bir cilde de sebep olabilir. Ve tabii ki bu sadece kumsalda güneşlenerek harcadığınız vakitleri kapsamaz.  Güneşin %80’i günlük hayatta yürüme veya araba sürme sırasında açığa çıkar. Diğer kaynaklar ise kum, su, büyük aynalı odalar, bilgisayar ekranı, spotlar, yüksek irtifa ve kardan yansıyan ışıkları içerir.

TAVSİYE: Günlük olarak en az 30 veya daha üstü koruma sağlayan güneş kremlerini kullanın (çinko oksit ve titanyum dioksit içerenler kimyasal içermez). Bulutlu havalar dahil koruyucu kıyafetler giyin, şapka kullanın. Gözlerinizi koruyun; 400 veya daha üzerinde UV koruması sağlayan güneş gözlüğü kullanarak göz çevrenizi koruyun.

10. İNSÜLİN DİRENCİNİ ARTTIRMAYIN

Doğadaki karbonhidrat kaynakları tahıllar, sebze ve meyvelerdir. Günümüz şartları tahılları karşımıza işlenmiş olarak getirir. Rafine karbonhidrat kan şekerini ve insülin seviyesini hızla arttırarak dokuların hızla yaşlanmasına, serbest radikallerin oluşumunu hızlandırmaya ve bunun sonucunda insülin direnci ve metabolik sendroma sebep olur.

TAVSİYE: Doğadaki diğer karbonhidrat kaynağı olan sebze ve meyveleri tüketin. Sebze ve meyvelerden de anti oksidan değeri  en yüksek olan özellikle mor meyveler (karaüzüm, yaban mersini, karadut) kırmızı meyveler (çilek, kiraz, domates, nar, kırmızı elma) gibi koyudan açığa doğru beslenmenizi düzenleyin.

Dr. Fizyoterapist Gamze ŞENBURSA / Milliyet

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Boş gebelik dış gebelik değildir.


Boş gebelik, gebelik kesesi içinde embriyonun olması gereken haftada görülmemesi demek. Halk arasında su gebeliği, tıp dilinde de anembriyonik gebelik olarak adlandırılan durumu, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Yasemin Yakut, “Gebelik kesesi var ama içinde embriyo görülmüyorsa boş gebelik tanısı alır. Boş gebelik belirtileri ile normal gebelik belirtileri aynıdır” diye açıklıyor.

KALİTE BOZUKLUĞUNDAN KAYNAKLANIYOR
Boş gebelikte bazı vakalarda kahverengi lekelenme tarzında kanamalar ortaya çıktığını belirten ve boş gebeliğin tekrarlama eğiliminin olmadığını söyleyen Yakut, “Boş gebelik mevcut gebeliğe özgü bir durumdur. Sadece bu gebelikte yumurta ya da sperm hücresinin kalite bozukluğundan kaynaklanır.
Anne ve babada kalıcı bir genetik problem yok ise tekrarlamaz. Bazı durumlarda kromozal bir bozukluktan ileri gelebilir. Boş gebeliğin tedavisi kürtaj yapılması yani bu boş gebeliğin tıbbi olarak tahliye edilmesi ile gerçekleştirilir. Müdahale sonrası bir adet kanamasından sonra hemen hamile kalınabilir” diyor.

9 Mayıs 2013 Perşembe

Nurgül Yeşilçay estetik ameliyatı oldu!



Gizlice özel bir hastaneye gidip...

Nurgül Yeşilçay, yakında Turkmax'ta yayınlanacak olan 'Ben Buralarda Yeniyim' adlı dizi için estetik operasyon geçirdi.

Yeşilçay, sevgilisi Tolga Karaçelik'in yöneteceği dizinin çekimleri öncesi, yıllardır kendisi için büyük sorun olan gözaltı torbalarından kurtuldu. Gizlice özel bir hastaneye gidip ünlü bir estetik doktoruna gözaltı torbalarını aldıran güzel oyuncu, şişlikler belli olmasın diye bir süre evden dışarı çıkmadı.

11 Nisan 2013 Perşembe

Kararında içilen şarap ömrü uzatıyormuş.



Uzmanlar kararında içilen şarabın kanserli hastaların ömrünü uzattığını belirtti. Şarabın aynı zamanda kalp krizinden ölme riskini yüzde 15 azalttığına dikkat çeken bilim insanları, aynı etkiyi bira ve diğer alkollü içeceklerin yapmadığını ifade etti.

ABD'li bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre meme kanseri olan kadınların günde bir bardak şarap içmesi halinde yaşama şansları artar. Sadece bununla da kalmıyor. Şarabın kalp krizinden ölme riskini de azalttığı ifade edildi.

ABD'li uzmanlar meme kanseri olan kadınların güvenli şekilde içki içip içemeyecekleri hakkındaki ikilemine son verdi. Daha önceki bir araştırmada İngiltere'deki 300 bin kanserli hastanın 13 bininin alkolden kaynaklandığı ifade edilmişti. Bu vakalar arasında meme, ağız, yemek borusu ve bağırsak kanserleri var. Yine bu araştırmaya göre meme kanserinin beşte biri alkolden kaynaklanıyor.
Çalışmada günde iki kadeh şarap içen kadınlarda meme kanseri gelişme riskinin beşte bir olduğu ifade edildi.

İçki içmenin kansere nasıl etki yaptığı tam olarak bilinmese de vücuttaki cinsiyet hormonu östrojeni yükseltmesi yoluyla artırdığı tahmin ediliyor.

Ancak bu yeni çalışma tanı konulmadan önce ve sonra kararında içilirse kanserden ölme riskine etki yapmadığını ileri sürüyor. Araştırmaya göre bu 'karar' haftada üç veya dört bardak. Bu şekilde içenlerin kalp damar hastalıklarından ölme riski ise yüzde 15 azalıyor.

Uzmanlara göre bira ve diğer alkollü içecekler aynı faydayı sağlamıyor. Aksine çok fazla alkol tüketen kanserli hastaların yaşama şansı azalıyor.

Journal of Clinical Oncology dergisinde yayımlanan araştırma, Seattle, Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi'nin Kanser Önleme Programı'nda çalışan Polly Newcomb'ın öncülüğünde yapıldı.

Dr. Newcomb kanser teşhisi konulmuş bir kadının alkol geçmişinin yaşam süresini etkilemeyeceğini söyledi. Buna ek olarak tanıdan sonra hafif şekilde şarap tüketirse yaşam süresini uzatabileceğini öne sürdü.

Çalışma 23 bin kadının verileri taranarak yapıldı.

Dünya Kanser Araştırmaları Fonu kanserli hastalarda alkollü içecekleri sınırladı. Fonun önerisine göre erkekler günde iki kadeh kadınlar bir kadeh içebilir.

Kaynak : http://www.gazeteport.com.tr/

22 Mart 2013 Cuma

Lady Gaga'ya kalça operasyonu yaramış!







  

Lady Gaga geçirdiği kalça ameliyatının ardından iyileşmeye başladı.

Kendini iyi hisseden ünlü şarkıcı Born This Way adındaki konser turnesinin ertelemesi için yapılan baskıyı reddetti.

Menajeri Vincent Herbert da ünlü şarkıcının oldukça iyi olduğunu ifade etti.

Herbert, Gaga’nın yeni çıkacak albümü ARTPOP’ın tamamlanmak üzere olduğunu ve çılgın popçunun işinin başına geçtiğini belirtti:

“Lady Gaga tekrar sahnelerde olacağı ve hayranları muhteşem şarkılar dinleyeceği için çok heyecanlıyım."

Her ne kadar kesin bir konser tarihi verilmese de, Gaga’nın menajeri eski dans performanslarından hiçbir şey kaybetmediğini de sözlerine ekledi.

15 Mart 2013 Cuma

Ajda'nın yaptırmadığı bir orası kalmıştı!



Bugüne kadar bıçak değmemiş yeri kalmayan ünlü sanatçı, önceki günlerde kollarından operasyon geçirdi. İddialara göre Süperstar, kollarının alt bölgesindeki yağları aldırdı.Bir süredir kollarındaki sarkmalardan şikayetçi olan Ajda Pekkan, aynı operasyonu 2010 yılında yine ABD'de geçirmişti.

Süperstar'ın yine Adil Ceydeli isimli dünyaca ünlü estetik uzmanına gidip gitmediği ise merak konusu oldu.
Öte yandan Ajda Pekkan'dan Beşiktaşlı hayranlarına müjdeli haber geldi. Süperstar, Siyah-Beyazlı takımın 19 Mart'ta 110. yıl kutlamalarında sahneye çıkması için getirdiği teklife "Beşiktaş'ın bu özel yılında sahneye çıkmak isterim" yanıtı verdi. Ünlü sanatçının, İnönü Stadyumu'ndaki konserde ücret almadan boy göstereceği öğrenildi.

Süperstar'ın yeni başvurduğu estetik yöntemini duyanlar ‘Bir orası kalmıştı’ demekten kendilerini alamadı
Pekkan, aşırı estetik sonucu tükürüklerinin aktığını fark etmediği için de dudak kenarlarından operasyon geçirmişti.

Yüzünde bıçak değmedik yer kalmayan ve estetik cerrahi konusunda artık profesör kadar bilgili olan Ajda Hanım; son olarak gözünü, kulağının arkasına dikmiş! Özge Gürcan’ın haberine göre Fibroterapi, denilen bir yöntemle daha da genç görünmeyi amaçlayan Süperstar, bunun için kulağının arkasındaki dokuların nimetlerinden faydalanıyor.

Güneş görmediği için yüzdeki birçok bölgeye göre daha geç yaşlanan kulak arkasından alınan doku, bir aşıyla Ajda Pekkan'ın yüzüne enjekte ediliyor. Süperstar, Türkiye'de yeni yeni uygulanan yöntemden şimdilik memnun.
İşte Ajda Pekkan'ın geçirdiği estetik operasyonların listesi: 3 kez burnunu yaptırdı, 6 kez dudaklarına silikon enjekte ettirdi... Diz kapaklarını ve karın bölgesini gerdirdi, 4 kez de yüz gerdirme operasyonu geçirdi... Bunun yanısıra her 6 ayda bir yüzüne botoks yaptırıyor...

9 Mart 2013 Cumartesi

Doktor Asuman'a 6 ay ömür biçti.7 yıldır" taş gibi".



Rahim ağzı kanseri teşhisi konduğunda doktoru ona “Altı ayın kaldı” demiş. Asuman Dabak ise “Kanseri kabul etmiyorum, geldiği gibi geri gidecek” diyerek mücadeleye girmiş. Sonuç? Aradan yedi yıl geçti ve Dabak şimdi çok sağlıklı.

Birçok hayalinin ve planının olduğu, hayatının en verimli çağında, bir doktor “Altı ay ömrün kaldı” diyor. Anne olmak istediği bir dönemde, asla anne olamayacağını öğreniyor. Aşık olduğu sevgilisine, onu düşünerek; “Beni bırak git başkasıyla evlen” diyor. Sevgilisi onun yanında kalmayı tercih ediyor. Evlenme teklif edip eşi oluyor. Bu film gibi hayat hikayesinin kahramanı Asuman Dabak.
“Pis Yedili” dizisinde izlediğimiz Dabak; rrahim ağzı kanseri teşhisi konduktan sonra yaşadıklarını ve kanserle nasıl mücadele ettiğini anlattı...

 Bundan kaç yıl önce ve hangi belirtilere bakılarak rahim ağzı kanseri olduğunuz anlaşıldı?

Hikaye 2005 yılında, ara kanamalar ve ufak tefek sancılarla başladı. Sonrasında kanamalarım sıklaştı, ağrılarım arttı.

Hangi evresinde teşhis edildi?

En son evresindeydi. Çok yayılmıştı. Hasta psikolojisiyle uzaktan yakından alakası olmayan bir doktor; “Ben diyeyim altı ay, sen de yedi ay ömrün kaldı” dedi.

“İnsanlara hayır diyebileceğimi öğrendim”

 Ne hissettiniz?

“Hadi ya, o kadar mı az?” diye düşündüm. Hani birkaç sene olabilirdi ama altı ay! O altı ay bitinceye kadar, ne tür acılar ve sıkıntılar beni bekliyor acaba diye de düşünüyorsunuz. Saçma sapan bir duygu, sonu karanlık ve uçurum.

 Ama siz, hastalığı hiçbir zaman kabullenmeyenlerdensiniz...

Üzerinden altı sene geçti hâlâ daha hastalığımla ilgili bilgisayarda herhangi bir tuşa basıp, bir siteye girip bilgi almadım. Kanseri reddettim. “Hayır, bende olmaması gerekiyor, geldiğin gibi gideceksin” dedim.

Çocuk yapmayı istediğiniz bir dönemde mi oldu bütün bunlar?

Evet, çocuğum olsun, onunla güzel şeyler paylaşayım ve iyi bir insan yetiştireyim istiyordum.

Türkiye'de yasalar taşıyıcı anneliğe hâlâ izin vermiyor, değil mi?

Maalesef. Ne olur? Gidersiniz, herkesin yaptığı gibi yurt dışında yaparsınız ama ben bunu neden gavurda yapayım? Benim ülkemde neden yasal değil?

 Kanserden sonra hayattaki öncelikleriniz değişiyor mu?

Maddiyatı ve kariyer planlarınızda egolarınızın öne çıktığı her şeyi, “A ne saçmaymış” deyip kenara atıyorsunuz.

 Bu süreçte neler öğrendiniz?

Konuşarak her şeyin çözülebileceğini, hiçbir şeyi biriktirmemek gerektiğini öğrendim. İnsanları suçlamamaya başladım. Herkes kendi doğrusuna göre davranıyor. “Seni çok seviyorum ama bu konuda yardımcı olamayacağım” diyemezdim mesela. Ama şimdi insanlara hayır diyebileceğimi öğrendim. Daha evvel beni çok üzen, kahreden bir şeye, şimdi “olmuş
ne yapalım, çözümü ne” diye bakıyorum. Olmuyorsa da; “Düzeltmek istedik, olmadı” diyorum.

“Sevgilim niye hasta bir kadınla uğraşsın ki?”

 Bir kadın neden en zor gününde deli gibi âşık olduğu 14 yıllık sevgilisinden ayrılmak ister?

Seviyorsanız, git dersiniz. Sevmek, karşınızdakinin de özgür kalmasını sağlayabilmektir. Niye hasta bir kadınla uğraşsın? Yeri geldi altım temizlendi, sıkıntılı bir süreçti bu. O mutlu olmazsa, gözlerindeki mutsuzluğu görürsem, ben nasıl mutlu olurum? Zaten o ilişkiden ne hayır gelir? Ayrıca niye ben o adamın hayatına engel olayım? Ama o gitmedi.

 Eşiniz hep yanınızda mıydı?

Evet, evde yardımcımız olmasına rağmen sabah, öğle, akşam ilaçlarımı bizzat kendisi içirdi. Günlerce işe gitmediğini bilirim.

“Amacımız, bir engelliler üniversitesi”

Beşiktaş Belediyesi ile engellilerin meslek sahibi olması konusunda bir projeniz varmış...

Arsen Vakfı ile beraber böyle bir işe kalkıştık. Amacımız; engelleri ortadan kaldırmak. Toplumda engellilere, eve mahkum insanlar gözüyle bakılıyor. Ben ve benim gibi düşünenler bu vakfı kurdular. Ben de bir oyuncu ve eğitmen olarak ders vermek istedim.

 Projenin asıl amacı ne?

O insanların da bizler gibi her yerde iş bulabilmelerini sağlamak. Kurgu, seslendirme ve dublajı oturdukları yerden yapabilirler. Arsen Vakfı’nın amaçlarından biri de dünyadaki ilk engelliler üniversitesini kurmak.

7 Mart 2013 Perşembe

Hiv virüsü taşıyan bebek nasıl tedavi ettiler?





Amerika Birleşik Devletleri’nde doktorlar, tıp tarihinde ilk kez, HIV virüsü ile doğan bir bebeği iyileştirmeyi başardılar.



Başarının, bebeğe çok erken aşamada yüksek dozda antiretroviral ilaçla müdahale edilmesi sayesinde sağlandığı düşünülüyor.
Mississippi’de doğan bebek, şu anda ikibuçuk yaşında ve bir yıldır ilaç kullanmadığı halde hastalık belirtisi göstermiyor.
Tedavinin diğer çocuklarda da aynı etkiyi gösterip göstermeyeceğinin anlaşılabilmesi için daha fazla denenmesi gerekiyor.
Ancak sonuçlar ilk defa, HIV virüsü ile doğan çocukların çok erken müdahale halinde, iyileştirilebileceğini göstermiş oldu.





Ortadan kaybolmuş

Koruma amacıyla adı ve cinsiyeti açıklanmayan çocuk Missisipili.

Doktorlar, annesinin HIV taşıdığı tespit edilen bebeğe HIV pozitif olma riski yüksek olduğundan, henüz 30 saatlik iken yüksek dozda antiretroviral ilaç tedavisi başlatmışlar.

Çocuk 18 aylık oluncaya kadar bu tedavi devam etmiş.

Ama çocuk ve annesi 5 ay boyunca ortadan kaybolunca, doktorlar da endişelenmeye başlamışlar.

Aradan beş ay geçmiş ve 5 ay sonra bu süre içinde hiç ilaç kullanmamış olan bebek yeniden tedavi merkezine getirildiğinde karşılaştıkları sonuçlara inanamamışlar. Çünkü bebekte hiç virüs bulunamamış.



Neden başarılı oldu?

ABD’deki AIDS Araştırmaları Vakfı’ndan Ruina Johnston şöyle açıklıyor:

“Normal olarak HIV pozitif riski taşıyan çocuklar profilaktik antiretroviral ilaçla tedaviye alınıyor. Oysa burada çocuğa standart tedaviye göre çok daha yüksek bir doz ilaç, çok daha erken bir aşamada veriliyor.

“Muhtemelen bu yüzden, HIV virüsü, bebeğin vücudunda virüs rezervleri kuramadan yok edilmiş oldu. Bir kere oluştuktan sonra yok edilmesi çok zor olan şey bu rezervler. Onlar oluşmadan müdahale edilirse anti retroviral ilaçların virüsle başedebildiği anlaşılıyor. “

Gerçekten de erken müdahelenin kritik önem taşıdığını söyleyen doktorlar, ilaçların iki etkisi olduğunu söylüyor.

Antiretroviral ilaç, önce virüsün çoğalmak süretiyle kısa ömürlü aktif hücreler üretmesini engelliyor. Ama daha önemlisi CD4 adı da verilen uzun ömürlü alyuvar hücrelerini etkilemesini önlüyor.

Bu hücreler bir kez virüsü alırsa, HIV virüsünü yıllarca barındıran ve üreten gizli rezervler gibi işlev görüyor.

İşte bu yüzden tedavinin daha büyük bebeklerde ve daha geç müdahele halinde sonuç getirmeyeceği düşünülüyor.

‘İşlevsel tedavi’

Tedavinin sonuçlarını, Baltimore’da Johns Hopkins Üniversitesi’nde virolog Dr Deborah Persaud, Atlanta’da Retrovirüsler ve Fırsatçı Enfeksiyonlar Konferansı’nda sundu.

Persaud, “Bu HIV’nin çocuklarda potansiyel olarak tedavi edilebilir olduğunun bir kanıtı” dedi.

İlk başarılı HIV tedavisi, 2007 yılında Timothy Ray Brown’a uygulanmıştı.

Brown’un hastalığı, lösemi tedavisinde kullanılan, bağışıklık sisteminin yok edilmesi yöntemiyle ve HIV enfeksiyonuna direnen genetik mutasyona uğramış bir donör’den alınan kök hücre nakline dayanan bir tedavi sonucunda önlenebilmişti.

Bu, uygulaması çok zor bir tedavi olduğundan, antiretroviral ilaçla tedavinin çok daha “işlevsel” ya da uygulanabilir bir tedavi olduğu söylenebilir.



Sadece bu bebek mi?

Mississippi’deki bebek, çocuklarda HIV tedavisinde kullanılan mevcut ilaçlarla iyileştirilen ilk hasta oldu.

Ama acaba tedavinin başarısı ilaçtan ve erken müdahaleden ziyade, bebeğin bünyesine has özelliklerden kaynaklanıyor olabilir mi?

Yani, bu tedavi sadece bu çocuğu iyiliştirmiştir diyebilir miyiz?

AIDS Araştırma Vakfı’ndan Dr Ruina Johnston, “Bunu düşünmemizi gerektirecek bir sebep yok şu anda. HIV virüsünü çok güçlü bir şekilde kontrol eden bünyelere has özellikler biliniyor. Bu bebekte böyle özellikler bulunduğuna dair işaret görülmüyor” diye yanıtlıyor.



Bir yıldır temiz

Missisipi’de çocuğun bakımını sürdüren uzmanlardan Dr Hannah Gay, bir yıldır çocuğa yapılan en hassas testlerde bile, kanında virüse rastlanmadığını söylüyor.

Dr Gay, bebeğin uzun ve sağlıklı bir yaşam sürme şansının çok yüksek olduğunu söylüyor ve bu yöntemin, annelerinden doğarken HIV virüsü alan diğer bir çok bebekte de aynı sonucu verebileceğinden umutlu olduğunu vurguluyor.

Varlıklı ülkelerde HIV taşıyan annelere uygulanan antiretroviral ilaç tedavisi ile, zaten kandaki virüs çok düşük düzeye indiriliyor ve çocuklara geçme oranında yüzde 98 oranında risk azaltıcı etki yaratılıyor.

Ama gelişmekte olan ülkelerde antiretroviral ilaç tedavisine hala görece çok az kişi ulaşabiliyor ve HIV pozitif kadınların çocukları hala büyük riskle karşı karşıya. kaynak bbcturkçe

26 Şubat 2013 Salı

Sağlıklı olup olmadığını anlamak için o'na bakın





ABD’nin en ünlü doktorlarından olan ve televizyonda milyonlarca takipçisi bulunan Hürriyet yazarı Mehmet Öz, “Pen.s, ölçme çubuğu gibidir. Erkeğin sağlıklı olup olmadığını gösterir” dedi.



HuffPost Live’a konuk olan Öz, şunları söyledi: “Ereksiyon sorunu, organın kanla dolmasını sağlayan hücrelerin vücudun başka yerlerinde düzgün çalışmadığının göstergesidir. Erekte olamıyorsanız böbreğininizde, kalbinizde, beyninizde, cildinizde sorun olabilir. Böyle bir sinyal aldığında insanlar utanmak yerine tedbirli davranmalı, çözüm için uzmanlara başvurmalı.”

25 Şubat 2013 Pazartesi

Markete yakın oturan şişmanlıyor







Markete yakın oturan şişmanlıyor.



ABD'de yapılan bir araştırmaya göre, markete yakın oturan çocuklar, kilo almaya daha eğilimli.



Araştırmada 440 çocuk dört yıl boyunca gözlem altında tutuldu. Uzmanlar, süper markete bir kilometreden daha yakın bir yerde oturan çocukların vücut kitle endeksinin, markete uzakta oturan çocuklara göre daha yüksek olduğu sonucuna vardı.



Uzmanlara göre, süpermarketlerin yakınında oturmak, daha fazla şekerli gıda tüketmeye yol açabiliyor

5 Şubat 2013 Salı

Kansere çare bulundu mu?

“Kanserin çaresi bulundu ama büyük bir endüstri olduğu için açıklanmıyor.” Kanser hastaları ve yakınlarının onkoloji koridorlarındaki zorunlu mesailerinde sıkça dile getirdikleri bir düşüncedir bu. Peki, bu kanı gerçek olabilir mi, yoksa bir şehir efsanesinden mi ibaret?







2000’li yılların başlarında Türkiye’deki ölüm nedenlerinin % 12’si kanserden kaynaklanırken bugün rakam % 20. On yılda gerçekleşen % 8’lik bu artış, kanser tehdidinin giderek arttığının en iyi göstergesi.



Kanser bir taraftan çığ gibi büyürken, diğer taraftan da hastalıkla ilgili bilgiler kafa karıştırıcı olabiliyor. Kanserden korunmada etkili olduğu açıklanan bir şey kısa süre sonra ‘zararlı’ ilan edilebiliyor. Son günlerde sıkça konuşulan brokoli özelindeki antioksidan polemiği gibi. Bir tarafta da özellikle zamanlarının önemli kısmını onkoloji kliniklerinde geçirmek zorunda kalan kanser hastaları ve yakınlarının sık sık dillendirdiği, ”Aslında kanserin çaresini buldular ancak bu pahalı tedaviden yararlanan kesim yani uluslararası ilaç sermayedarları ve bağlı çevreler açıklanmasını istemiyor” şeklinde yaygın bir kanı var.



ntvmsnbc, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde kanserdeki gidişatı ve kafaları kurcalayan soruları konunun uzmanlarına sordu. Hasta ve yakınlarının en çok merak ettiği, ‘kanserin çaresi bulundu da saklanıyor mu’ sorusuna Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip’in cevabı:



PROF. SAİP: ÇARE BULUNSAYDI AÇIKLANIRDI



“Öncelikle kanser tek bir hastalık değil. Seyri, huyu, tedavisi çok farklı olan hastalık topluluğuna verilen genel bir ad. Bu nedenle tek bir ilaçla bütün kanserlerin tedavisi mümkün değil. En sık görülen meme kanserinin bile kendi içinde bilinen en az beş çeşidi var. Ayrıca bunu keşfetmiş bir ilaç firması varsa zaten köşeyi döner, neden açıklamasın ki? Dünyanın bugün geldiği iletişimdeki gelişmeler bu tür bilgilerin gizli kalmasını imkansız kılıyor. Artık ilaç araştırmaları yapmak çok zor, büyük bir sermaye gerektiriyor. İlaç çalışmalarına getirilen kısıtlamalar nedeniyle akademisyen kaynaklı ilaç çalışmaları yapmak mümkün olmuyor. Bu nedenle daha çok ticari değeri olan çalışmalar ağırlıklı olarak yapılmakta. Hükümetler akademi kaynaklı ilaç çalışmalarını özendirecek tedbirler almalı.”



PROF. GÜLLÜ: ÇARE OLSAYDI HOCALAR KANSERDEN ÖLMEZDİ



Kanser profesörlerinin ve ilaç patronlarının da kanserden ölebildiğini belirten ve “Çare bulunsaydı, onlar ölmezdi” diyen İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Güllü’nün yaklaşımı, “Unutmayalım ki hastalığın tedavisini bilip de saklıyorlar denen ilaç endüstrisi patronlarının veya kanser hocalarının kendileri ya da en sevdikleri de kanserden ölebiliyor. Çare biliniyor olsa bu insanlar nasıl ölür… Bir patron kendisi veya sevdiği biri kanserden ölüyorken, ‘çareyi açıklarsam firmam zarar eder’ diye bir mantık yürütüyor olabilir mi? Ayrıca hangi ilaç endüstrisi sahibi dünyanın en zengini olmak istemez? Çünkü kanserin bir ilacı varsa hiç vakit kaybetmeden istediği fiyattan bütün dünyaya pazarlar, tüm diğer firmaları alt eder ve dünya piyasasına hakim olur, kimse itiraz da edemez” şeklinde oldu.

Share

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites